13 Aralık 2009 Pazar

Kurşun Geçirmez

Ben bir oyuncuyum. Kimi zaman bir vodvilin devrimcisi, kimi zaman Sheakspare tiyatosunun aşkına ulaşamayan adamı, kimi zaman çocuk oyunlarının delisi, kimi zamansa ortalama hayatın konu alındığı monoton hayatın sabah dokuz akşam vesaire saatinde çıkan çalışanı. Hepsinin ortak bir özelliği var aslında. Hepsi aynı maskenin altında oynanıyor. En klişe şekilde açıklayayım: Hayat tiyarosu. Ufak bir ayrıntı herkese olduğu gibi kendime de dışarıdan bakıyorum. Dışarıdan baktıklarıma da dışarıdan bakıyorum aslında. Benim için eğlenceli olan vitrindekiler değil vitrine bakan insanlar. İnsanları merak ettiğimden belkide. O nihayi sorulardan birinin cevabını her an bulabilecekmiş gibi. Bulamıyorum. Eğlenceli kısmı da bu ya.
Sokrates olmayı seviyorum. “Bildiğim tek şey aslıda hiçbirşey bilmediğimdir!” diye haykırmayı. Etrafımdakileri ilgi ile dinliyorum, aynı konuyu yirmi beşinci kez dinliyor olsam bile. Belki yirmialtıncıda birşeyler anlarım ümidi ile. Galiba dinleyen ama gerçekten anlamaya, hissetmeye çalışarak dinleyen pek az kişi kaldı. Çünkü herkes bana anlatıyor. Dün yaşadığı mutluluğunu, yarın için heyecanını, bugün için endişesini. Herşeyi.
Bilgi en büyük güç imiş. En eğlencelisi insanların duyguları hakkında olanlar bence. Fark etmeden herkes aynı şeyleri yaşıyor. Sadece anlatımları farklı. Birer makine gibi çalışıyoruz. Duyguya programlanmış. Anlatımlar farklı dedim ya sorguluyoruz: “o şiiri yazan gerçekten de benim hissettiklerimi mi hissetti?” diye. Evet. Basit bir evet.
Anladığım bir şey vardı yine bir yazardan çıkmış bir lakırdı: “Fikirler kurşun geçirmezdir.” demiş. Ben üstüne eklemek isterim. Fikirler ve duygular kurşun geçirmezdir. İkisininde ortak bir yönü var çünkü. İnsan makinesinin en bilinmeyen yerinden çıkarlar. Beyinden. Belki bunlarda bir gün kurşun geçirir olacaklar. Yine de keşke olmasalar!

0 yorum: